Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Türkiye’de İklim Değişikliği: Algılar, İnkarlar, Avcılar ve Salon Kahramanları

İklim değişikliği gerçeği mi yoksa proje tüccarlığı mı? İZ-AFED Başkanı Servet Ertaş, salon kahramanlarını ve hibe avcılarını sert eleştirdi. Çarpıcı analiz haberimizde.

İklim değişikliği gerçeği mi yoksa proje tüccarlığı mı? İZ-AFED Başkanı

Dünyanın pek çok ülkesinde alarm zilleri çalıyor. Yazın aşırı sıcakların tetiklediği ve günlerce süren orman yangınları dünyanın akciğerlerini küle çeviriyor. Bazı bölgeler deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle yaşanmaz hâle gelip iklim göçleri başlamışken; ani ve aşırı yağışların sebep olduğu seller yerleşimleri yutarken; kuraklık ve su kıtlığı kapımızı iyiden iyiye çalmışken; Türkiye’de iklim değişikliği meselesi, herkesin kendi penceresinden gördüğü —ya da görmek istediği— kocaman bir illüzyona dönüşmüş durumda. Bir yanda bilimin çığlığı, diğer yanda bu çığlığı kendi çıkarları, korkuları veya cehaletiyle boğan devasa bir gürültü kirliliği var. İşte bu yelpazenin ibretlik durakları:

Komplo Teorilerinin Konforlu Yalanları
Yelpazenin bir ucunda, her şeyi “üst akıl” veya “dış güçlerin oyunu” ile açıklamaya bırakanlar var. Onlara göre iklim değişikliği, insanlığı kontrol etmek için uydurulmuş bir masal. “İklim değişikliği yokmuş da dünyada her şey çok normalmiş de, kim olduğu henüz bilinmeyen ‘dıjj güjjler’ havayı spreyliyor, bulutlarımızı çalıyormuş…” Referansları ise Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen Donald Trump. Bu kesim; bilimsel verileri bir kenara itip HAARP’tan yapay bulutlara kadar uzanan bir komplo sarmalında, her olumsuz durumu dışsal faktörlere havale etmenin rahatlığındalar. Onlar için önemli olan; ani ve aşırı yağışlarla sokakları su basması değil, o suyun kimin düğmesine basılarak gönderildiğidir.

    “Dünya Umurunda Değil”ciler ve Kimlik Arayışındakiler
    İklim değişikliğini hayatında henüz hiçbir yere oturtamamış, gündelik telaşının içinde bu devasa krizi bir “lüks” olarak görenler… Kimileri için dünya gerçekten de umurunda değil; “benden sonra tufan” mantığıyla bugünü tüketiyorlar. Kimileri ise kavramlar arasında kaybolmuş durumda. İklim krizini sadece televizyonda bir haber; uzak diyarlardaki buzulların erimesi veya buz parçaları üzerinde zıplayan kutup ayıları sanıyorlar. Oysa aynı krizin, soframızdaki ekmeğin fiyatını ve çeşmemizden akmayan suyu belirlediğini henüz kavrayamadılar.

    Türkiye'de İklim Değişikliği

      Proje Pazarlamacıları ve Hibe Avcıları
      İşte bu yelpazenin en tehlikeli ve “profesyonel” kesimi: İklim değişikliğinden hibe kapmakla meşgul olanlar. Literatürü ezberlemişler ama ruhunu kavramamışlar. Karbon ayak izinin ötesine geçemeyen yüzeysel bilgilerle “eğitim” vermeye kalkışan bu grup için iklim krizi; çözülmesi gereken bir sorun değil, fonlanması gereken bir dosyadır. Konfor alanlarından çıkmadan, hayatın gerçeği ile sınanmamış ham fikirlerini bile “proje” diye lanse ediyorlar. Hayatları pazarlamadan (marketing) ibaret olan; sahaya inmeyen, ter dökmeyen, halka dokunmayan ama “sürdürülebilirlik” kelimesini her cümlesine sos yapan bu proje tüccarları, gerçek çözümlerin önündeki en büyük bürokratik engellerden biridir.

      Salon Kahramanları ve Klimalı Odaların Çevrecileri
      Bazı kurumlar ve “kanaat önderleri” ise salon toplantılarından dışarı çıkmaya korkuyor. Beş yıldızlı otellerin klimalı odalarında, yüksek karbon salınımı eşliğinde “iklim kriziyle mücadele” konuşuyorlar. Çevre-iklim-afet arasındaki o ayrılmaz, döngüsel ilişkiyi kavrayamamış durumdalar. Halkın kapısını çalmayan, sokaktaki su dolu çukura basmayan, o dar yokuşlarda yazın yakıcı sıcağında nefes nefese kalmayan bu salon kahramanları; iklim krizini bir dizi grafik ve rapor meselesi sanıyor. Sokakla, mahalleyle, halkla buluşamayan, halkın derdine derman olmayan üst perdeci her plan, kâğıt üstünde ve işlevsiz kalmaya mahkûmdur.

      Emisyon Tüccarları
      Ve tabii ki krizden bile kâr çıkarma peşinde olanlar… Karbon emisyon ticaretiyle çevre kirliliğini bir finansal enstrümana dönüştüren, “yeşil boyama” (greenwashing) yöntemleriyle kirli üretimlerini aklayan dev yapılar. Onlar için iklim değişikliği, etik bir sorumluluk değil; kâr marjlarını artıracak yeni bir pazar alanı.

        Sonuç: Sahaya İnenlerin Hakikati
        Bu geniş yelpazenin ortasında duran acı gerçek şu: İklim değişikliği ne bir hibe kapısıdır ne de bir salon sohbeti. İklim değişikliği; bugün o yoksul evin damına düşen yağmur, o yaşlı teyzenin evini basan sel, o engelli vatandaşın dereye dönüştüğü için çıkamadığı yokuştur.

        Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; “mış gibi” yapan salon kahramanları değil; bilimi vicdanla harmanlayan, halkın ayağına giden, halkın ve sokağın gerçeğiyle yüzleşen samimi bir iradedir. Çünkü doğa; süslü cümlelerle soslanmış pazarlama ürünü projelerinize de bakmaz, karbon ticaretinize de… O, sadece işin gerçekliğine, bilime ve doğaya uygunluğuna ve yapılan hazırlığın ciddiyetine yanıt verir.

        Dilerim 2026 yılında tüm bu gürültü kirliliğinden kurtuluruz. Gerçeğin bilinciyle daha somut, daha gerçekçi, daha bilimsel kararlar alınır; doğa ve toplum tabanlı çözümlere yönelinir. Bu süreçte biz de elbette boş durmayacağız. İZ-AFED (İzmir Afet Bilinci, Çevre ve İklim Farkındalığı Derneği) olarak çevre-iklim-afet döngüsel ilişkisiyle kavradığımız bu gerçekliği her platformda anlatmaya devam edeceğiz. Sadece anlatmakla da yetinmeyip; akılcı ve bilimsel projelerimizi, doğa temelli ve toplum tabanlı çalışmalarla destekleyerek, yerelden (mahallelerden) başlayarak hayata geçirmeyi sürdüreceğiz.
        Sağlıklı ve dengeli bir çevrede, afetlere dirençli kentlerde, insanca koşullarda yaşamak umuduyla; herkese esenlikler diliyorum.

        Servet ERTAŞ İZ-AFED (İzmir Afet Bilinci, Çevre ve İklim Farkındalığı Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Afet Bilinci Eğitmeni, Kent Çevre ve Yerel Yönetimler Y.L Prog. Mezunu İzmir Kent Konseyi – Bütünleşik Afet Yönetimi Çalışma Grubu Kurucusu